18 Ocak 2013

İNTİKAM: Aman Paran mı Var Derdin Var Kardeşim...


The İntikam...

Tavrımı koyuyorum değerli okurlar. (Eeeh!) ”Şu zengin yaratıkların birbirlerine ettikleri pujt'luklar” konulu dizilerden artık sıkıntı geldi. Hem düşünüyorum da, ülkemizde makaron kurslarına talep arttıkça, HER NEDENSE 'zenginler' iyiden iyiye ”Pisliğin her türlüsü bunlarda” tarzı bir kategori oldu. Yoksa sizin elâlemin parasında gözünüz filan mı var, ha? Şahsen, bu durumdan zenginler adına ben müthiş rahatsızım, çünkü zengin de olsa unutmayın onun da canı var, o da ağlıyor :/

Farkın Bu.

Tabii güce tapan Gossip Girl ve Firdevs Yöreoğlu aşıklarının şimdi pervaneler gibi uça uça Şahika Arsoy'a doğru nasıl koşturduklarını çok iyi görebiliyorum. Benim de aslında hemen kaynım kaynadı, ama zengin ve güzel olduğu için değil, bir önceki dizisinde çiçekçi kız Tuba Büyüküstün'ün aslında gerçek annesi olan, 'sessiz ve her şeyin farkındaki kahya kadın' olarak  (aynı Ma'mazel gibi) karşımıza çıkmıştı da sanıyorum onun için.

Bakıyoruz, burada da ateşlerde cayır cayır yanacak olan, o ”hem zengin, hem kötü, hem bir de üstüne aptal” takımından hemen ayrılıyor. Gerçi henüz buna sebep olacak fazladan bir zeka parıltısına rastlamadım ama ”her şeyi oğlu için yapmış olmak” ve aşırı kuvvetli bir altıncı his, sanırım artı puan getiren özellikler. 

Pisliğe batmış bu dünyada çoktandır yolunu kaybetmiş olan genç kadın, bir gün çamurun içinde açan bir çiçekle karşılaştı: Finansal darlıktan ötürü dükkanını kaybetmek üzere olan kareli gömlekli adam...


Unutmadım.
İşte buna yokum arkadaş. İyilik timsali halk adamına ben yokum! Ki, Bıçak Sırtı'nda ağlaklar kraliçesi Melisa Sözen'le bir olup Batuhan Karacakaya'yı bence esas babası olan ve sırf padişah soyundan geliyor diye kötü bir adam gibi gösterilmeye çalışılan Fikret Kuşkan'dan ayırdığı vakit Aşırı Sesli Yutkunan Marangoz Baba Nejat İşler'i zaten defterden silmiştim. Bunun da tipi bu galiba, küçük gözlerinden midir nedir, bir kere servet sahibi olduğunu görmedim.

Ayrıca Nejat'ların deniz kenarındaki o bildiğin janti kafeyi can çekişen bir tür zavallı küçük insanlar işletmesi olarak göstermeye çalışıyorsunuz ama ben olası ciroyu düşündükçe hasetimden çatlayacak gibi oluyorum vallahi billahi. Biz istesek daha güzelini açabiliriz ama, değil mi dostlarım?

Zaten dizilerimizde kimsenin iş hayatından zerre bir şey anlamadığı bir sır değil. Nahit Saylan'dan Ziyagil Holding'e ve Yaşaran'lara kadar bu böyle.

Bu bakımdan İntikam'daki Hakan karakterini çok cesur bir hamle olarak yorumladığımı bilmenizi isterim. İş hayatı denilen şeyin ihaleler ve lojistik sohbetleri üzerine kurulu olduğu bizimki gibi bir ortamda böyle web girişimi, ”kafamda fikirler vardı ve bana sadece o inandı” tarzı devrimci projeler oldukça etkileyici. Gelgelelim, ye ye bitmez bir servet getirdiği anlaşılan bu web olayının pek de altını dolduramıyorlar gibi hissediyorum. N'oluyor mesela, insanları mı ekliyoruz bu sitede? Like mı var, fotoğraf mı var, ne var?

Zaten bu da belli ki parayı bulunca kendini kıyafete vermekten başka bir şey yapmamış. Onun için Derin'in davasını bu kadar sahipleniyor herhalde. Boş adam çünkü, yapacak başka işi yok.

Derin'den bahsetmeye hiç gerek duymuyorum çünkü en az dizinin kendisi kadar yavan bir insan. Zaten öyle yılış bir babayla geçirilen bir çocukluğun ardından daha karakterli birisini beklemek hata olurdu. Bacak kadar çocuğa sonsuz işareti çiziyo düzadam. Anlamıyorsun Derin, babana o kumpası kurmasalardı sen en fazla bir Nihal Ziyagil olabilirdin, hiç beynin gelişmezdi yavrum. Baksan şimdi de hiç eğlenceli bir tarafın yok ama bak yine kendi çapında planlar kuruyorsun, sinsilikler yapıyorsun, bunlar insan olmak için temel gerekler diye düşünüyorum.

Hadi bütün bunları geçtim de, bu diziyi Amerika'dan getirttik diye neden yalan söylüyorsunuz onu anlamıyorum. İntikam'ın uyarlandığı gerçek eser, açıkça ortada ki, çift ismiyle gözdolduran Yeşilçam filmimiz, Melek mi Şeytan mı/Asrın Kadını'dır, sene 1971. Başrollerde ise Türkan Şoray ve Tarık Akan.

Burada da Türkan Şoray'ın babasının dört ortaklı bir gazinosu vardı, bunlar adamı iflas ettirip intiharına sebep olmuşlardı. İntikam yemini eden Türkan Şoray da güzel sesli bir sokak kadını kılığında aralarına girip hepsini tek tek bitirmeye azmetmişti. Her ortağın ölümünden sonra kırmızı bir rujla vesikalık resimlerinin üzerine birer çarpı atılması yoksa bir tesadüf mü???


Bitmedi:

-Sana bir beş kardeş gösterseydim, terbiyeli konuşmak nasıl olurmuş öğrenirdin.
- Terbiye, yumurtayla yapılır oğlum!
SARI PANTOLON DA MI TESADÜF!

Bence çok haklıyım değerli okurlar. Düşünürseniz siz de bana hak verebilirsiniz. Bir de İntikam çok sıkıcı olmuş, ben hiç eğlenmedim. İkinci bölümünün sonunu getirmedim bile. Yapacak daha güzel bir şeyler vardı, yine olsa yine getirmem. Varın siz düşünün. Sevgilerimle.

Babamın ölüsü üzerine yemîn ettim Abdullah Efendi.”

3 yorum :

Adsız dedi ki...

"Anlamıyorsun Derin, babana o kumpası kurmasalardı sen en fazla bir Nihal Ziyagil olabilirdin, hiç beynin gelişmezdi yavrum. Baksan şimdi de hiç eğlenceli bir tarafın yok ama bak yine kendi çapında planlar kuruyorsun, sinsilikler yapıyorsun, bunlar insan olmak için temel gerekler diye düşünüyorum."

işte bu paragraf şu blogda yazdığın çoğu şeyin özeti olmuş. bana D.G'yi tarif et deseler kendimi paralar gene de anlatamazdım. kanıt olsun; ben bu gereklerden uzak büyüdüm ve kafam kurnazlığa basmıyo hakikaten. lanet olası kitaplardan okuduğumuz lanet olası ilkeler gerçek hayatta karşılığını bulmuyor çünkü. allaha şükür nihal ziyagil kadar embesil olmadık ama bi firdevs yörepğlu'nun kızı olsam böyle mi olurdu???
türkan şoray filmi keşfin gene takdire şayan. bu tür intikam hikayelerinin ucu 'la mariée etait en noir'a ordan da elektra destanına kadar gidiyor sanırım ama bu senaryo çok daha yakın... hem o sarı pantolon! allah elf gözlerine sağlık versin.

deniz dedi ki...

ya aslında benim de kafam kurnazlığa hiç basmıyo ama basanları çok beğeniyom :/

Sosyal dedi ki...

Son zamanlarda tv'lerde artık doğru düzgün bir program, dizi, film malesef gösterime girmiyor... Bunların yerini tv reklamları, tanıtıcı programlar vs. almış. 90'lı yılların o bol filmli tv'leri artık yok...